Kadim tarihiyle Kültür ve Sanat’ın başkenti: Viyana

Avusturya'nın başkenti Viyana tarih boyunca farklı imparatorluklara ev sahipliği yapmış, milyonlarca turistin ziyaret ettiği, dünyanın en yaşanabilir şehirlerden biri. Aynı zamanda operaları ve yetiştirdiği klasik müzik dâhileri ile Avrupa’nın kültür ve sanata açılan kapısı. Valsin anavatanı, Türklerden kalan zengin kahve mirasının tutkulu bir şekilde yaşandığı ülkenin kültürel, politik ve ekonomik merkezi…

Viyana’ya gelir gelmez ilk dikkatinizi çeken sakinlik ve şehir merkezine ulaşımın çok kolay olması. Her gelişmiş şehirde olduğu gibi Viyana'da da şehrin neredeyse tamamını kapsayan bir ulaşım ağı mevcut. Metro başta olmak üzere tramvay ve trenlerle ulaşılamayacak nokta yok gibi. Tarihi bir doku içinde yaşayan bu şanslı şehri neredeyse yere ayak bile basmadan rayların üzerinde gezmek mümkün. Hal böyle olunca tarihi eserlerle süslü, İÖ 400’lü yıllarda Keltler tarafından temelleri atılmış şehri gezmek kolay ve zahmetsiz oluyor.

Almanya'nın güneyinden doğup Avrupa’da birçok kentten geçerek Karadeniz’e dökülen Tuna Nehri’nin ikiye ayırdığı şehirde, bu topraklarda 600 yıldan fazla bir süre hüküm süren Habsburg hanedanlığından kalma çok sayıda saray, katedral, müze, opera ve sanat galerisi bulunuyor. Hanedanlığın kalbi olan imparatorluk sarayı, neo-rönesans tarzında tasarlanan ve 1869'da açılan Viyana Devlet Opera Binası, Atina'daki Erechteion Tapınağı'ndan esinlenilmiş parlamento binası gibi yapılar, Roma döneminde şehri koruyan hendeklerin doldurulması ile oluşmuş Viyana’nın ünlü alışveriş bölgesi Graben Caddesi, şehrin merkezi olan “Innere Stadt” bölgesinde. Aynı zamanda UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan bölgede ortaçağdan kalma evlere, barok yapılara hayran kalmamak imkansız.

AKINCI HEYKELİ

Şehir merkezi 23 bölgeye bölünmüş Viyana’nın birinci bölgesinin merkezinde yer alan Aziz Stephen Katedrali, Viyana’nın en dikkat çeken yapısı. Bu katedralin doğu yakasında, bir azizin ayakları altına alınmış şekilde tasvir edilmiş Osmanlı akıncısı heykeli bulunuyor. Kilisenin 21 tonluk Pummerin çanı, Viyana kuşatması sonrasında Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalan silahların ve topların eritilmesiyle yapılmış. Katedral görevlisi Reinhard’ın anlattığına göre bu çan, 1534 yılından itibaren yaklaşan Osmanlı akıncılarını haber vermek için kullanılmış ve bu iş için bir memur görevlendirilmiş. Belediye Meclisi tarafından 1956'da bu görev kaldırılmış. 1956 tarihini duyunca yanlış anladığımı sandım ama gerçekten tarih doğruymuş. Türkler Avusturya tarihindeki Viyana kuşatmaları ile öylesine derin izler bırakmışlar ki Osmanlı Devleti yıkılıp da yerine Türkiye Cumhuriyeti kurulmasına rağmen bu görevi 1956 yılına kadar devam ettirmişler. 12. yüzyılda yapılan bu katedral Viyana’nın sembolü. Reinhard bu tarihi ve dini yapının aynı zamanda ülkenin tarihi ile yakından bağlantılı olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Viyana’nın en eski tarihsel belgelerinin arşivleri burada bulunmakta, aslında burası sadece dini bir yapı değil, aynı zamanda Viyana’nın belleği”.

Aziz Stephen Katedrali ayrıca her yıl Paskalya konserleri ve Advent konserlerine ev sahipliği yapıyor. Kulelerin manzarası ise müthiş. Yaklaşık 370 basamağı tırmanmayı göze alabilirseniz katedralin kulesine çıkıp Viyana’yı uzun uzun seyredebilirsiniz.

Kentin ilk kez büyük ölçüde genişlemesi 12. yüzyılın sonundan itibaren gerçekleşmiş, sınırları yaklaşık olarak günümüzdeki Ringstrasse’ye, yani Ring Caddesi’ne kadar ulaşmış. Ring Caddesi, adını eski kentin, yani Innere Stadt’ın etrafını adeta bir halka gibi çevreleyen bulvarlardan alıyor. Viyanalılar ise bu ismi 1848-1916 yılları arasında hüküm sürmüş, hatta Aziz Stephen Katedrali çatısında baş harfleri yazılı Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Joseph’e borçlu. İmparator Joseph emir veriyor ve diyor ki: “Şehirdeki bütün surlar yıkılacak, iç ve dış şehir birleşecek”. Türk istilası korkusu da nispeten geçince 1850’ye kadar 1. bölgeyi çevreleyen surlar tamamen yıkılıyor yerine bugünkü halka şeklindeki bulvarlar inşa ediliyor. Surlar yıkılınca oluşan diğer açık alanlara ise ihtişamlı binaları ve müzeleri inşa ediyorlar.

İç bölgenin ara sokaklarında dolaşırken karşınıza Roma dönemine ait kalıntılar çıkarsa şaşırmayın. Bu kalıntılar Avusturya tarihinden daha eski ve Romalıların çok daha önceleri kurduğu Vindobona’ya ait. 881 yılında ise bu yerleşim merkezi ilk kez "Venia" olarak isimlendirilmiş.

Kentteki 160’dan fazla müzenin çoğu Müzeler Caddesi, Museumstrasse çevresinde. Bunların içinde Doğa Tarihi Müzesi, Etnoloji ve Sanat Tarihi gibi kraliyet müzeleri, 60 bin metrekare alan üzerine kurulu bir müze kompleksi olan Museums Quartier, Modern Sanatlar Müzesi, Baca Temizleyicileri Müzesi, hatta Cenaze Müzesi bile mevcut.

KLASİK MÜZİK VE OPERA BAŞKENTİ

Yaşadıkları evler müzeye dönüştürülen Wolfgang Amadeus Mozart, Johann Strauss, Ludwig van Beethoven gibi dünyanın en önemli bestecilerine ev sahipliği yapan Viyana adeta dünyanın klasik müzik ve opera başkenti. “Müziğin Ülkesi” olarak kabul edilen Avusturya’nın bu sıfatı elde etmesinde tarihi nedenler önemli rol oynamış. Mozart, Haydn, Schubert, Bruckner veya Mahler gibi birçok önemli besteci burada doğmuş ve başyapıtlarını burada ortaya atmış. Bu yönüyle Viyana, bir varmış bir yokmuş zamanlarından bu yana “müziğin kenti” olarak kabul ediliyor. Viyana Devlet Operası, Viyana Kent Orkestrası, Viyana Senfoni Orkestrası ve Viyana Filarmoni Orkestrası’nın konserleri başlıca müzik etkinlikleri arasında hâlâ yerini koruyor.

Buna karşın Viyana'nın müzikle ilişkisi sadece kapalı salonlardaki konserlerle sınırlı değil. Bu şehirde sokakların da birer konser mekânı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Özellikle kalabalık saatlerde, Stephansplatz'a çıkan birinin her köşe başında ayrı bir konser dinlemesi mümkün. Hem de çok mümkün. Üstelik yapılan müzik, kalitesiyle konser salonlarındakini aratmıyor. Viyana, aynı zamanda klasik müzik ile birlikte valsle anılan bir şehir. Vals ise adı neredeyse Viyana'yla özdeşleşen bir dans olmuş. İkisinin birleşimiyse, Strauss'un notalarında meşhur "Mavi Tuna Valsi" halini almış.

Viyana kahve kültürü ve lezzetli kekleri ile de ünlü. Kaffeehaus diye adlandırdıkları kahve evleri, kahve yapımını ve içimini bir sanat olarak gören Viyanalıların buluşma noktası. Kahvenin ardında yatan felsefe ise oldukça ilgi çekici. Doğa Tarihi Müzesi rehberlerinden Harald Bruckner, müzeyi gezdirirken “Günlük hayatta Viyanalıların yaşam felsefesi nasıldır” sorusuna şu cevabı veriyor: ”Evet, Viyana bir kültür ve sanat şehri. Fakat bu aslında bizim yaşam kaynağımız. Viyanalıların yaşam felsefesi hayattaki zorlukları dert etmemek, hayattan keyif almak ve rahat yaşamak. Bu felsefenin çıkış noktası belki de alışkanlıklarımıza tutku ile bağlı olmamız. Kültür, sanat ve kahve ise en temel alışkanlıklarımızdan.” Belki de bu yüzden Viyana’da onlarca müze, ilk günkü gibi korunmuş tarihi yapı, her hafta sonu bir opera, vals ve klasik müzik festivali, belki daha da önemlisi her köşe başında bir kahvehane görmek mümkün. Çünkü kahve, bu şehrin sakinleri için vazgeçilmez bir tutku, sosyalleşme aracı. Ve bu alışkanlık aslında Osmanlı’dan miras.

Macaristan'ın fethinden sonra Osmanlı ordusu 1529 yılında ilk kez Viyana kapılarına ulaştı. 1683 yılında ise üç ay süren İkinci Viyana Kuşatması’nda 200 bin kişi ile Viyana kapılarına dayanmıştı Sadrazam Kara Mustafa Paşa'nın önderliğindeki Osmanlı ordusu. Ancak bu kuşatmadan mağlup olarak ayrıldı. Kuşatmanın sona ermesinden sonra, Türk çadırlarını gezmeye çıkan Alman kumandanı Kolschitzki, fincanlarda kalmış sıvının çuvallardaki tanelerden yapıldığını, gayet hoş bir tadı ve kokusu olduğunu, içene zevk verdiğini anlatmış. Eğer mükafat olarak bir şey vermeyi düşünürlerse, bu kahve çuvallarını istediğini söylemiş ve bu isteği kabul edilmiş. İlk kahveyi, Viyana’nın meşhur Karntern Caddesi’nde hâlâ işletilen, o zamanki adıyla “Mavi Şişe” denen mahzen benzeri bir mekânda müşterilere sunmaya başlamış. Ama acı acı içilen bu sıvı, renginden de sevimsizlik kazanınca pek rağbet görmemiş. Kolschitzki yılmamış. Bu sefer Türk kıyafetlerine bürünmüş, şark usulü az, orta, şekerli diye kahveyi takdim ede ede, yavaş yavaş sevdirmeye başlamış. Bir yenilik olarak, hilâl şeklindeki çöreklerle vermeye de başlayınca kahve kendini iyiden iyiye kabul ettirmiş.

Kolschitzki, ilk Türk usulü kahvehaneyi, Viyana’nın IV’üncü bölgesinde açmış. Zihinlerden silinmeyecek şöhretini de orada kazanmış. Ölünce de, o sokağa adını vermişler ve Türk kıyafetiyle kahve sunan heykelini yaparak anısını yaşatmışlar. Viyana’nın işlek caddelerinden Arbeiter Caddesi‘nin arka sokaklarından birine sapanlar, bir apartmanın duvarına mozaikten yapılmış, “1683’de Türkler Viyana’da” tablosunu görebilirler.

Bir zamanlar bu yüksek tavanlı, mermer zeminli ve “Thonet” sandalyeli geleneksel Viyana kahvehaneleri Sigmund Freud, Alfred Adler, Alfred Polgar, Schubert, Mahler, Romy Schneider, Paul McCartney gibi isimlerin müdavimi olduğu, fikirlerini özgürce paylaştığı mekanlar olmuş. Yüzyıllar boyu birçok dehanın sohbetlerine tanıklık etmiş bu kahve evlerinde ne notalar, ne dizeler, ne eserler kaleme alınmış. Bu nedenle Viyanalılar için son derece önemi olan kahve kültürünü ancak Viyanalıların arasına karışarak anlamak mümkün.

Tüm bu sosyal ve kültürel zenginliğin kökenindeki en önemli etkenlerden biri gelişmiş eğitim sistemi. Şehir nüfusunun yüzde 10’undan fazlası, özel ve devlet üniversitelerinde ve yüksek okullarında eğitim gören öğrenciler. Bu özelliği ile Viyana, Almanca konuşulan ülkeler arasında yüksek eğitim olanakları en geniş olan şehir. Ülkede çok sayıda öğrenim dalı, üniversite, akademi, mesleki yüksek okul ve özel üniversite bulunuyor. Avusturya eğitim sistemi bu okullar vasıtasıyla kalifiye ara eleman yetiştirmede de dünyanın en iyileri arasında. Öyle ki, ortaokul sonrası eğitim veren ve beş yıl süren ve tekstilden ekonomiye, tarımdan gastronomiye, inşaattan elektroniğe birçok farklı dalda kalifiye eleman yetiştirmek için kurulmuş meslek yüksekokulları bu iş için adeta biçilmiş kaftan.

Avusturya'nın Milli Kütüphanesi olan Österreichische Nationalbibliothek'ten bahsetmeden geçmek olmaz. 7.4 milyonluk envantere sahip bu kütüphanenin eski ve yeni olmak üzere iki girişi var. İlk başlarda Hof-Bibliothek (İmparatorluk Kütüphanesi) olarak hizmet veren kütüphane, günümüzde de Hofburg Sarayı'nın bir parçası durumunda. Kütüphane içerisinde dört de sergi salonu var. Ayrıca pek çok Türkçe yazma ve basma eser de kütüphane envanterine kayıtlı.

DÜNYANIN EN YAŞANABİLİR ŞEHRİ

The Economist dergisi grubu bünyesinde ekonomik analizler yapan ve öngörülerde bulunan bağımsız Economist Intelligence Unit (EIU) adlı kuruluşun hazırladığı 2017 Küresel Yaşanalabilirlik Raporu’nda Viyana, sekizinci kez dünyanın en yaşanılabilir şehirleri arasında ilk beşe girdi. Küresel Yaşanılabilirlik Raporu, dünyadaki 140 şehrin istikrar, sağlık, kültürel çevre, eğitim ve altyapısı değerlendirilerek hazırlanıyor. Bununla birlikte şehirdeki kültürel ve sanatsal etkinlikler, eğitim seviyesi, gelir düzeyi, temiz havası gibi etkenler de var.

Araştırmada şehirlere farklı alanlarda puanlar veriliyor ve toplamda en çok puan alan şehirler birbirleriyle kıyaslanıyor. Buna göre şehirler istikrar (yüzde 25), sağlık hizmetleri (yüzde 20), kültür ve çevre (yüzde 25), eğitim (yüzde 10) ve altyapı (yüzde 20) üzerinden aldıkları puanlarla değerlendiriliyor. Bu şehirler suç oranlarını artırmadan ve altyapılarına aşırı yüklenmeden vatandaşlarına geniş bir çeşitlilikle olanaklar sunabiliyor. Viyana’da polis istatistiklerine göre 2016’da insanlara karşı 68 suç kaydedilmiş. Ayrıca kişi başına düşen gelir açısından dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alan Avusturya‘nın başkenti Viyana, refah düzeyi yüksek bir şehir.

Viyana’nın 1.9 milyonluk nüfusu içinde Türkiye’den yaklaşık 200 bin kişi yaşıyor. Eğitim sisteminin kalitesi ve diğer cazip özelliklerinden dolayı Viyana Üniversitesi, Viyana Teknik Üniversitesi gibi kurumlarda ülkemizden çok sayıda genç öğrenim görüyor. Sonuçta şehrin hemen hemen her caddesine bir Türk lokantası ya da dönerci bulunabiliyor. Yine birçok Türk esnafın bulunduğu Brunnenmarkt, Naschmarkt ve Fleamarkt gibi pazarlar şehrin gündelik yaşamında önemli yer tutuyor. Tarihi 1780’lere dayanan ve Viyana'nın en tanınmış pazarı olan Naschmarkt, Viyana'daki yeme içme noktalarının en önemlisi. Buradaki 120’den fazla pazar standında Vietnam’dan İtalya’ya, Hindistan’dan Japonya’ya dünya mutfağının her lezzetini bulmak mümkün. Cumartesi günleri kurulan bit pazarı Fleamarkt bir diğer cazip alışveriş noktası, evlerine antika eşya almayı seven Viyanalıların gözdesi.

Avrupa’nın büyük imparatorluklarından birinin mirasçısı olan Viyana çok iyi korunmuş tarihi dokusu, sorunsuz işleyen trafiği, temiz sokakları, anıtları, canlı kültür sanat hayatı ve gülümseyen yüzüyle cazip bir seyahat durağı.

Öne çıkanlar...
Son yazılar...
Arşiv
Anahtar kelimeler